Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları A.D, Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fevzi ERSOY ile ülkemizde kronik böbrek hastalığı sıklığı ve diyaliz yöntemleri hakkında bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

    Prof. Dr. Fevzi ERSOY

Ülkemizde böbrek hastalığının görülme sıklığı nedir?

İleri derecede böbrek yetmezliği bulunan fert sayımız sadece diyaliz hastalarını dikkate alırsak 80.000 kişi civarındadır. Ancak böbrek çalışma gücünü diyaliz gerektirmeyecek ölçülerde kaybetmiş 4-5 milyon insanımız vardır. Bu kişilerin de yakın takibi gerekmektedir. Örneğin şeker hastalığı, hipertansiyon gibi sık görülen sorunlar böbrek yetmezliğinin en önemli sebeplerindendir. Bu sebeple şeker hastaları da düzenli bir şekilde kontrollerini yaptırmalıdır. İleri yaş başlı başına önemli bir risk faktörüdür. Kırklı yaşlardan sonra her yıl böbrek kapasitemizin %1-2’sini kaybediyoruz. Seksenli yaşlardaki bireylerin %50’sinde ciddi derecede böbrek yetmezliği bulunduğunu çalışmalar gösteriyor.

Kronik böbrek hastalığının tedavisi nedir?

Böbrekler işlevini yerine getiremediğinde bunun yerine böbreklerin görevini üstlenecek bir sistem gerekir bu ya diyalizdir ya da böbrek naklidir. Böbrek hastalığı erken zamanda teşhis edilemezse, tedavisiz kalıp son aşamaya geliniyor ve sorun diyalize kadar ağırlaşabiliyor.

Diyalizin zorlukları nelerdir?

En çok kullanılan tedavi metodu olan hemodiyaliz özel makinalarla kanın temizlenmesidir. Fakat bu durum hastanın haftada 3 kere bir diyaliz merkezine gitmesi ve 4 saat boyunca diyalizde kalması anlamına gelmektedir. Bu da doğal olarak hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, ayrıca toplum açısından maddi ve manevi yükler oluşturmaktadır. Örneğin hastamız öğrenciyse okuluna gidemez, çalışıyorsa çalışamaz duruma düşmektedir. Tedavide öncelikle bir böbrek naklinin yapılması istenir, ancak gerekli organın bulunabilmesi çok kolay olmamaktadır ve sıklıkla hastanın bir diyaliz metoduna ihtiyacı olması söz konusu olacaktır.

Hastanın sosyal yaşamını etkilemeyecek, evde sürdürülebilecek bir yöntem var mıdır?

Hastanın sosyal yaşamını daha az etkilemesi için evde yapılan diyaliz şekillerini ön plana almamız lazım. Evde yapılan diyaliz şekillerinde hemodiyaliz vardır. Bu yöntem, hastanın evde 5-7 gün 2 veya daha fazla saat kendi kendine diyalizini sürdürmesidir. Hastalarımız kendileri ya da yardımcıları aracılığı ile tedavi için gerekli iğnelerle damara ulaşma işlemini evlerinde kendileri uygulamaktadır. Bu Türkiye’de ve Dünya’da çok yaygınlaşmamış bir tedavidir ancak uygun hastalarda başarılı sonuç vermektedir.

Diğer bir yöntem ise periton diyalizidir. Burada en yaygın uygulama olan “sürekli ayaktan periton diyalizi” (SAPD) tedavisinde her hangi bir makina kullanımı yoktur. Hastanın elle de yapabildiği gereğinde makinaların da devreye girdiği bir diyaliz şeklidir. Hastanın kendi doğal karın zarları kullanılarak, karın içine özel bir serumun doldurulup 4-6 saat sonra geri alınmasıyla sürdürülen bir tedavidir. Bu tür diyalizin Türkiye’de öncülerinden biri olarak Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde de uzun zamandır kullanılan bir yöntemdir. Özellikle gece uyurken sürdürülebilen bir tedavi olması hastalarımızın sosyal açıdan aktif olmasına, öğrencilerin okuldan uzak kalmamasına, mesleklerini sürdürebilmelerine olanak sunmaktadır.

Aletli periton diyalizi nasıl uygulanıyor?

Hasta gece bir makinaya kendini bağlıyor ve uyurken diyaliz gerçekleşiyor. Sabah kendini makinadan ayırıp hayatına devam edebiliyor. Kamuoyu haberdar olmadığı için çok kullanılmayan bir yöntemdir. Bu konuda öncü kurumlardan biri de tıpkı organ naklinde olduğu gibi Akdeniz Üniversitesi Hastanesidir. Halen seksen kadar erişkin ve pediatrik hastaya bu hizmeti vermekteyiz.